Sibir (Sabir) Türkleri

Önceleri Isık Gölü civarında oturuyorlardı. Avarlar’ın baskısıyla batıya göç edip Ural dağlarının güneyine yerleştiler.
Vl. yüzyılda Kafkasların güneyine geçerek Bizans ve Sasanilerle ilişkiye geçtiler. Balak Han yönetiminde Anadolu’ya geçerek Kayseri, Konya ve Adana’ya kadar geldiler. (516) Avarlar’ın saldırısı sonucu (557) Göktürklerin hakimiyetine girmişlerdir. Sabirler, günümüz Sibirya’ya isimlerini vermişlerdir. Hazarlar devletini oluşturanlar sabirler olmuştur.

SABAR DEVLETÎ
M. 5.-6. yüzyıllarda Batı Sibirya ile Kafkaslar’ın kuzey bölgesinde mühim tarihî rol oynadığı, çeşitli yabancı kaynaklardaki dağınık bilgilerin yardımı ile tesbit edilebilen Türk topluluğu Bizans tarihlerinde Sabar, Sabeir, Sa-ber; Ermeni, Süryanî, İslam kaynaklarında sırasıyla Savır, Sabr, S(a)bir, Sebir vb. olarak adlandırılmaktadır. 

Sabarların îslav veya Moğol yahut Fin-Ugor menşeden geldiklerine dair iddialar eskimiş ve bugün onların Türk olduğu gerek taşıdıkları ad, gerek tarihî ve kültürel durumlarıyle anlaşılmıştır. Türlü dillerdeki ses değişmeleri neticesinde farklı şekillerde görülen adlarının esasını teşkil eden ve ancak Türkçe ile açıklanabilen Sabar kelimesi “sab+ar” (=sap-ar=sapmak, fiiline+ar ekinin ilavesiyle. Başka örnekler: Kazar, Bulgar, Kabar vb.)’dan meydana gelmiş olup “Sapan, yol değiştiren, başıboş kalan, serbest” manasındadır ve Türklerde ad verme usulüne uygundur. Ayrıca Sabarlara ait şahıs adları da Türkçe’dir: Balak, îlig-er, Bo-arık =Buğ-arık vb.Sabarların erken tarihleri iyi bilinmiyor. Adlarının gösterdiği gibi, herhangi bir ana kütleden kopmaları bahis konusu ise, onların, asıl yurtları gibi görünen Tanrı Dağlarının batısı – îli nehri sahasında iken Asya büyük Hun imparatorluğuna bağlı topluluklardan biri olmaları icabeder.

Sabarlara ait ilk kesin haber, 461-465 yıllarında Batı Sibirya kavimleri arasındaki büyük kımıldama ve geniş ölçüdeki göç hadiseleri münasebetiyle, Bizans tarihçisi Priskos (5. yüzyıl) tarafından verilmiştir. Daha sonra Prokopios (6. yüzyıl) ve K. Porphyrogennetos(10. yüzyıl)’un eserlerinde de tekrarlanan bu habere göre, doğudan gelen Avar baskısı karşısında Sabarlar yerlerini terk edip batıya yönelmişler, Altaylar-Ural dağları arası düzlüklerde (bugünkü Kazakistan bozkırlarının güney sahası) yaşayan Oğur-Türk boylarını yurtlarından atarak, Tobol ve îçim ırmakları çevresinde yerleşmişlerdir. Geçen asrın sonlarına doğru Batı Sibirya’da Vogullar, Ostiyaklar ve îrtiş Tatarları arasında araştırmalar yapan S. Patkanoffun tesbitlerine göre, Sabarlar bu bölgede yerli halkınkinden çok üstün kültürleri ile yüzyıllarca süren derin tesirler yapmışlardır: Tobolsk dolaylarında, Ob, Tura ve îrtiş boylarında Sabar, Saber (Tapar), Soper, Savri, Sabrei, Sıbır (Sı-vır) gibi yer ve kale adları yaygındır. 

Ay-sabar, Kün-sabar gibi şahıs adlarına da rastlanır. Tobolsk ahalisi buranın en eski sakinlerini Sybyr, Syvyr diye anmaktadır. Ayrıca, bu civar halkın masallarında ve kahramanlık hikayelerinde Sabarlar geniş yer tutar. Sabarları kendi büyükleri olarak kabul eden Ostiyaklar yanında, Vogulların da, sonraları tabiyetine girdikleri Ruslara “Sa-per” adını vermiş olmaları, halk nazannda eski Sabarların üstün durumlarını ortaya koyar. Aynı sahada kurulduğu bilinen Sibir Hanlığı(16. asır)’nın da başkenti Sibir adını taşıyordu. Bu kelime zamanla çok geniş bir coğrafyayı ifade etmiştir (Sibirya). 

Rusların önce Sibir (İsker) şehrini ele geçirerek bölgeye verdikleri bu ad, Rus harekatı doğuya ilerledikçe daha geniş sahaları göstermiş böylece Sabar Türklerinin hatırası günümüze kadar yaşamağa devam etmiştir.Daha 503 yılında Doğu Avrupa’ya doğru hakimiyetlerini genişleterek bir kısım Bulgar gruplarını idarelerine alan Sabarlardan kalabalık bir kütlenin 515 sonlarında İtil (Volga)-Don nehirleri arasında ve Kafkaslann kuzeyindeki Kuban ırmağı boyunda yerleşmesi ve doğrudan doğruya Bizans ve Sasanî imparatorluklan ile temas kurması Sabarlann Doğu Avrupa tarihinde ön safa çıkmalarına yol açtı. İran-Bizans savaşlarının devam etmekte olduğu o yıllardan itibaren hükümdar Balak (Belek?) idaresinde büyük çapta askerî faaliyet gösteren Sabarların Sasanîlerle anlaşarak, Bizans’a karşı savaştıkları (516), Ermeniye bölgesine akınlar yaptıkları ve arkasından Anadolu’ya girerek Kayseri, Ankara, Konya dolaylarına kadar ilerledikleri bilinmektedir. Bu münasebetle, Sabarların büyük savaş gücü ve bilhassa yüksek harp malzeme tekniği Bizans’ta hayret uyandırmış görünmektedir: “Sabarlar insan hafızasının hatırlayabildiği zamandan beri ne İranlılardan, ne Romalılardan hiç kimsenin düşünemediği makinelere sahiptirler. 

Öyle ki, her iki imparatorlukta fenci eksik olmamış ve her devirde muhasara makineleri yapılmıştır, fakat şimdiye kadar bu “barbar”larınkine benzer bir buluş ne ortaya konmuş, ne de onlar gibi kullanılabilmiştir. Bu şüphesiz insan dehasının bir eseridir”(*)

Balak(ölm. 520’ler)’tan sonra yerine geçtiği anlaşılan dul hatunu Bo(ğ)arık savaşçılığı, idareciliği ve güzelliği ile meşhur bir Türk kıraliçesi idi ve “100 bin” kişilik Sabar ordusuna kumanda ediyordu. Bizans imparatoru Justinianos 1 (527-565) çeşitli gümüş vazolar ve diğer zengin hediyeler karşılığında Boğarık ile anlaşmayı tercih etti (528). Bizans  yıllardan beri sürüp gelmekte olan Sasanîler savaşında Sabarları kendine dost ve müttefık yapmayı daha uygun bir siyasî davranış saymış olmalı idi. 531 yılına kadar Bizans ile işbirliği halinde görülen Sabarlar hakkında, sonraki senelere ait açık bir habere rastlanmamakla beraber, onların Şehinşah Anüşîrvan (Adil) zamanında, Sasanîlerin Kafkaslar’daki sürekli ve başarılı savaşlarında (bilhassa 545’de) hayli telefat verdikleri tahmin ediliyor ki, neticede bir askerî güç olmaktan çıkmışlar, üstelik 557’ye doğru Avarlardan da ağır bir darbe yemişlerdir. Sabar sahası az sonra, Karadeniz’e ulaşan Gök-Türk idaresine girmiştir. 576’da Güney Kafkaslar’daki hakimiyetleri Bizans tarafından yıkıldıktan sonra bir kısmı Kür nehrinin güneyine yerleştirilen Sabarların adlarına 7. yüzyıl ortalarına kadar dağınık şekilde rastlanmakta ve bu tarihlerde aynı bölgede büyük bir devlet olarak ortaya çıkan Hazarların esas kütlesini teşkil ettikleri, Hazar kabileleri olarak görülen Belencer ve Semender’in aslında iki büyük Sabar kütlesi olduğu anlaşılmaktadır.(*) Prokopios (6. yy) CB, II, s. 509 vd’den :Ş.Baştav, ayn. esr. ,s. 64 ;L. Rasonyi aynı esr., s. 63, 77

SİBİR, SİBİRYA ne demektir?
“Sibirya coğrafi isminin menşei üzerinde birbirinden farklı birkaç görüş bulunmaktadır.

Bu görüşlerden birine göre Moğolca’da ‘bataklık yerde sık çalılık, balta girmemiş sık orman’ manasındaki sibir kelimesinden gelmiştir. Diğer bir görüşe göre kelime, Sabir Türkleri’nin hatırasını taşımaktadır. Radloff ise Aus Siberien (=Sibirya’dan)  adlı ünlü eserinde, Sibir hanlığı’nın başşehri olan İsker (İski-yar ‘eski sahil’) şehrine Tatarlar’ın Sibir ismini verdiğini ve bu ismin daha sonra Ruslar tarafından bütün Kuzey Asya düzlüğüne takılmıştır.

Sibir adı ilk defa Cengiz Han sülalesinin mahrem rivayetlerini ve tarihini anlatmak maksadıyla yazılmış olan Yüan-çao pi-şi (=Moğollar’ın Gizli Tarihi) adlı eserde geçmektedir. 1228-1264 yılları arasında destansı bir tarzda kaleme alınan eser, Moğollar hakkında yazılmış önemli birkaç kaynaktan biridir. Eserde Çin karakteri ile yazılmış olan sibir kelimesi1, Cengiz Han’ın en büyük oğlu Cüçi zamanında, orman kabilelerinin ve Yenisey Kırgızları’nın itaat altına alındığı 1207 yılının (Tavşan yılı) olaylarını anlatan pasajda yer almaktadır.”

(Mesut Şen, Sibirya İsminin Menşei Üzerine, Sibirya Araştırmaları)

“Ogur-Bulgarlar, İsa’nın doğumu sırasında orta Volga ile Kama çevresinde oturdukları ve Ugor kavimlerini siyasi teşkilatlarına bağladıkları sırada Sabirler İrtiş çevresinde oturuyorlardı.

Bu çevre, Sabirler’in uzun müddet oturmaları nedeniyle göçlerinden sonra da Sabir yurdu olarak anıldı. Moğol çağında İrtiş çevresine Sibir denilmekte idi. Bugünkü Sibirya adı da Türk boylarından olan Sabirler’in adından alınmıştır. Sabirler’in bu çevrede uzun müddet oturduklarını bildiren pek çok belge vardır.”

(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.10)

Sayfa Bülteni

Soru ve görüşleriniz için yorum yapın: